Liyakat ve Ehliyet
Dinimiz ve töremiz, liyakat ve ehliyete her zaman önem vermiştir.
Yüce kitabımızın Nisâ Suresi’nin 58. ayetinde bu durum net bir şekilde ifade edilir:
“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder...”
Buradaki “emanet” kavramı; yönetim, makam, memuriyet, ticaret ve bir işin sorumluluğunu alma gibi çok geniş anlamda her türlü görevi kapsar.
Peygamber Efendimiz’in, işin ehline verilmemesini toplumların çöküşüne işaret eden bir kıyamet alameti olarak nitelendirdiğini şu mübarek sözlerinden anlıyoruz:
“Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle.” “Emanet nasıl zayi edilir?” diye sorulduğunda ise “İş, ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurmuştur.
Ayrıca akrabalık veya yakınlık kayırmacılığını (torpil/iltimas) menederek göreve en uygun kişinin getirilmesini sadakatin önünde tutmuştur.
Tarihî geçmişimize baktığımızda da şu örnekleri görürüz:
**Kutadgu Bilig (Yusuf Has Hacip):** Türk-İslam devlet anlayışının temel taşlarından olan bu eserde, hükümdara verilen en önemli öğütlerden biri yöneticilerin yeteneklerine göre seçilmesidir. Eserde bilgili, dürüst ve işinin uzmanı olmayan kişilere görev verilmesinin devleti yıkıma götüreceği vurgulanır.
**Orhun Abideleri:** Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarında, kağanların ve vezirlerin ehil olmasının milletin huzuru için hayati önem taşıdığı, yetersiz yöneticiler yüzünden milletin dağıldığı tarihsel bir ders olarak anlatılır.
**Nizâmülmülk (Siyasetnâme):** Selçuklu veziri Nizâmülmülk, devletin uzun ömürlü olması için makamların akrabalık bağlarına veya menfaate göre değil, yetenek ve liyakate göre dağıtılması gerektiğini belirtir.
Aslında şu atasözlerimiz her şeyi anlatmaya yetiyor: “İş bilenin, kılıç kuşananın.” “Atı atçının altına, yükü kervancının sırtına.”
Devletlerin yıkılış nedenlerinin başında, emanetin ehline verilmemesi ve adalet terazisinin bozulması gelir. Osmanlı gibi bir cihan devletinin yıkım sürecine etki eden faktörlerin en başında da bu gelir.
Bütün bunlar ortadayken günümüzde buna riayet edilmemesi düşünülemez. Ancak ne yazık ki basına yansıyan olaylara bakınca, köşeyi kapanların bu ilkeyi göz ardı ettiklerini, liyakat yerine sadakati yeğlediklerini görüyoruz. Yaklaşık 600 günlük bakanlık sürecinde 60 tane istisnai memurluk kadrosundan adam almak, tam da bunlara örnek teşkil ediyor. Yine bazı belediyelerdeki durum da buna benzer niteliktedir.
Bir başka liyakat ve ehliyete aykırı uygulama da belediyelerde ve kamuda çalışan şirket elemanlarını kadrolu personel statüsüne geçirmektir. Bu şirketler belediyelerin gözetim ve kontrolünde olduklarından, personelin partizanca seçilen kişilerden oluşma ihtimali oldukça yüksektir. Bunlara kadro verilince liyakat ve ehliyet şartları nerede kalıyor? Yıllarca çalışıp KPSS’ye girmiş, atama bekleyenler nerede ve nasıl işe girecekler? İşçi ise sıra bekleyenlerin durumu ne olacak?
Bu nedenle, kesinlikle bu tür uygulamalardan vazgeçilmeli; liyakat ve ehliyet ön planda tutularak herkese eşit şartlarda şans verilmelidir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun istisnai memurluk maddesine sınırlar getirilmeli, konu yetkilinin keyfine terk edilmemelidir.
Bu konuda kamuoyunda haklı olarak oluşan olumsuz algının kırılması gerekir. Aksi hâlde bu düşüncenin siyasi maliyeti azımsanamayacak kadar fazla olacaktır ve bunun bedeline katlanılması gerekecektir.
Bizden söylemesi...



















