Kültür Ve Sanat

KİMİNE BİR TAŞ BİR VATAN DEMEK ,KİMİNE VATAN BİR TAŞ ETMEZ

KİMİNE BİR TAŞ BİR VATAN DEMEK ,KİMİNE VATAN BİR TAŞ ETMEZ

KİMİNE BİR TAŞ BİR VATAN DEMEK KİMİNE VATAN BİR TAŞ ETMEZ Ben “Memleket” diyeyim, siz “Vatan” deyin… Ben “insanın doğduğu yerlerle arasında kadim bir bağ vardır” diyeyim, siz “kimliksiz kalmak kötü bir şey yoktur” varın deyin. Ne derseniz deyin fakat bazı durumlarda her şeyi en başından yorumlamak gerekir. Bir anlar vardır ki, hikayenin ortasında bozuk bir band gibi takılı kalırsınız. Ve dilinizde hep aynı şeyler tekrarlanıp durur. Memleketimize karşı bir suikastin düzenlenmeye çalışıldığı şu günlerde, baraj adı altında yapılacak kapsamlı bölgesel proje ile bizlerin başka yerlere sürülme ihtimaline rağmen, toprağa karşı, kültüre karşı, dağlara, havaya, suya, geçmişe karşı işlenecek zulmün mücadelesini verdiğimiz günlerde meğer “memleket-vatan” kavramı kişiye göre değişiyormuş. Kimi yüzlerce yıllık ata topraklarına, ordan gelecek üç beş bin lira gözüyle bakar. Kimi savunmasız ve çaresiz… Kimisi de vardır ki bir taşı kaldırıp götürür gözünün önüne koyar onu. Her an yanı başında bulundurur. Ona en büyük saygıyı hasleder. Çünkü o bir taş tüm hayatını temsil ediyor, tüm aidiyetlerini, topraklarına olan bağlılığı ve sonrası ölümünü geniş bir kompozisyon dahilinde ele alıyor. Bugünkü yazımızın konusu: bir taşın hikayesi… Evet bir taş. Zor bir hayat, engebeli bir geçmiş, gurbet, vurgunlar ve zamana karşı girişilen büyük komplo’sanrılar ardından bir avuç içi kadar kaya parçası ile kendini ödüllendirme iç güdüsü. Büyüyor, güçleniyor, her gönül’e dokunuyor ama bir güç hiç bir zaman doğduğu yerlere karşı olan ilgisinin yok olmasına izin vermiyor. Onun için bir gün köyüne geldiğinde iki tane taş götürüyor memleketine dair ve birisini annesine hediye ediyor, diğerini iş hayatını yürüttüğü yazıhanesinde, masasına koyuyor. İşte sevgi ile imtihan. Bu hikayeyi duyunca duraksadım bir an. Meğer benzer bir çok öykü daha varmış, evi kapısını söküp götürüp fabrikasına koyan mı dersiniz, kapının kilidini mi, yıllar sonra evin kilimini villasına seren mi veya doğduğu yerlere ait bir tane taş mı? Biz nasıl tüm bu korkunç büyüklükte duyguları tahlil edeceğiz bilmiyorum. Kimine bir taş vatan olabiliyor, kimine topraklarını sorgusuz sualsiz terk etmek umrunda değil. Acaba insanlık yönlerimiz mi sınıfta kaldı, yerel duygularımız mı? Acaba tek tek insanların para uğruna tüm değerlerinden vazgeçme pahasına dayatılan sistemin ortaya çıkardığı bedel ne? Bir zamanlar kimileri buralara büyük bedeller ödedi, kimi canını hayatını ortaya koydu. Yaşadılar yaşattılar. Şehirler kimin? Gerçekten bu şehirler gün gelecek kime kalacak? Ben bir taş’a yüklenilen o sonsuz güzellikte duyguyla rastlayınca bir daha utandım! Anlatamadığım için, kimseye bu sorunu tanımlayamadığım için, bir şey yapamadığım için veya elimden fazlasının gelmediği için. Bu barajla bir çırpıda tüm geçmişimizi silmek ayrıntısının kavgasını veremediğim için. Hey gidi dünya hey. Nasıl bir çıkmaz sokakta bırakıyorsun insanı. Belki bu yazıdan sonra herkes köyüne ait bir taş’ı götürüp iş yerine koyacak ama hayır, onu herkes ve herkesten bağımsız yapanlar var oldu bu topraklarda. İşte onlar bu toprakların değerini tek bilen yegane örneklerdir. Onlara minnettarız. Tüm kalbimle selam olsun onlara. Saygılarımla Mustafa Aluç