İMAR KANUNU’NUN YARATTIĞI ADALETSİZLİĞİN ÇÖZÜMÜ
09/05/1985 tarihli ve 1874 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi, belediyelere ve valiliklere geniş yetkiler tanımaktadır. Maddede özetle; imar sınırı içerisinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazilerin, maliklerinin rızası aranmaksızın birleştirilebileceği, yeniden parselasyona tabi tutulabileceği, hak sahiplerine hisseli veya müstakil şekilde dağıtılabileceği ve bu işlemlerin resen tescil ettirilebileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca düzenleme sırasında, halkın ortak kullanımına ayrılacak alanlar için düzenleme ortaklık payı (DOP) alınabileceği, fakat bu payın yüzde 45’i geçemeyeceği belirtilmektedir.
Rahmetli Turgut Özal döneminde yürürlüğe giren bu düzenleme ile belediyeler ve valilikler, imar uygulamalarında neredeyse sınırsız sayılabilecek yetkilere kavuşmuştur. Böylece arsa ve arazilerin önemli bir kısmına kamusal alan oluşturma amacıyla el konulabilmekte, parseller birleştirilip yeniden dağıtılabilmektedir. Kanunun çıkış amacı her ne kadar şehirleşmeyi düzenlemek olsa da uygulamada adalet ve hakkaniyet açısından ciddi tartışmalar doğurduğu da bir gerçektir.
Bizler de mahallemizde yapılan 18. madde uygulamalarında bunun olumsuz örneklerine bizzat şahit olduk.
• 3000 m²’lik arsaların birden fazla parsele bölünerek 40’a yakın hissedar ile ortak edildiğini,
• 4000 m²’den fazla olmasına rağmen müstakil parsel verilmeyip küçük hisseler halinde çok sayıda kişiye ortak edilen araziler bulunduğunu,
• Bazı parsellerin ana caddeye cephe verilerek kaydırıldığını,
• Hâlihazırda ev bulunan yerlerin başka parsellerle birleştirilip hak sahiplerinin farklı alanlara sürüldüğünü,
• Sonuç olarak birçok vatandaşın mülkiyet hakkının kullanılamaz hâle geldiğini gördük.
Arsa sahipleri kimi zaman kendi aralarında uzlaşarak çözüme yaklaşsa da çoğu durumda işler tamamen çıkmaza giriyor. Özellikle payı 100 m² civarı olan küçük hissedarlar, müteahhit ile pazarlıkta haklarının ötesinde taleplerde bulunuyor veya ev bulunduğu gerekçesiyle anlaşmaya yanaşmıyor. Böylece 1000 m²’den fazla arsası bulunan insanlar dahi bina yaptıramıyor ve kirada oturmak zorunda kalıyor. İşte adalet sorununun en can acıtan tarafı da budur.
Bu noktada çözüm için devletimizin devreye girmesi kaçınılmazdır. Nasıl ki bu birleşmeleri ve karışık hisseli yapıyı oluşturan düzenleme devlet eliyle yapılmışsa düğümü çözecek olan da yine devlet olmalıdır. Çözüm aslında zor değildir. Rezerv alanlarda uygulanan model burada da hayata geçirilebilir.
Önerimiz şudur:
➡ Aynı parselde sorun yaşayan hissedarların %51 çoğunluğu başvurduğunda, TOKİ devreye girmeli;
➡ Parsel üzerinde konut üretimi gerçekleştirilmeli;
➡ Konutlar arsa payı oranında hak sahiplerine dağıtılmalı ve süreç tescil edilmelidir.
Bu yöntem uygulanırsa hem mülkiyet hakkı korunur hem de yıllardır çözülemeyen imar mağduriyetleri ortadan kalkar. Vatandaş mağdur edilmez, şehirleşme hızlanır; kamu yararı sağlanır.
Devletimizden ve karar vericilerden beklenen budur.




















