Ömer Yılmaz'ın kaleminden -Deprem Konutları mı, Atıl Konutlar mı?

Gündem - 1 yıl önce

Deprem Konutları mı, Atıl Konutlar mı?

 

Deprem sonrası devletin yaraları sarmadaki kararlılığı ve yaptığı birçok düzenleme yüreklere su serpmişti. Bu kapsamda, bir yandan TOKİ eliyle, diğer yandan rezerv alanı ve yerinde dönüşüm imkânları ile Malatya’mızı yeniden ayağa kaldırma hedeflenmiş ve uygulamaya geçilmişti.

 

Ancak bu doğrultuda yapılan işlemler ve uygulamalar zaman zaman eleştirilere konu olmuş, hak sahiplerinin talepleri tam olarak karşılık bulmamıştır.

 

Devlet, somut bir yapı olarak iş ve işlemlerini yetkilileri ve dolayısıyla memurları eliyle yürütür. Burada devletin işleyiş ve uygulamalarındaki en belirleyici faktör; bu işleri yapan ve kararları alan yetkililerin kabiliyeti, ileri görüşlülüğü, kısaca vizyonu ve misyonudur.

 

Bu yazımda rezerv alanı ve yerinde dönüşümü bir kenara bırakarak, TOKİ’nin yaptığı konutların yer seçimindeki isabetsizliği ve ileride daha net anlaşılacak milli servet israfına değineceğim.

 

Deprem sonrası devlet ve millet seferber olmuş, yurt içi ve yurt dışından gelen yardımlarla depremzedelerin yaraları sarılmaya başlanmıştı. İlk etapta devlet eliyle yaptırılacak konutların hak sahiplerine dağıtılacağı, bunun kura ile belirleneceği açıklanmış ve yer tespitine başlanmıştı. AFAD bu noktada işleri üstlenmiş, hak sahipliği ve bürokratik işlemleri yürütmeye başlamıştı. Ancak bu tarihten sonra AFAD’a ulaşmak neredeyse imkânsız hale geldi. Telefonlara cevap verilmedi, vatandaşlar kışın soğukta, yazın güneşin altında konteynerlerin önünde uzun kuyruklara mahkûm edildi. Hâlâ da durum bundan ibarettir.

 

Bütün bunların ötesinde, kura çekimi alelacele yapıldı ve anahtarlar yaklaşık 10 ay sonra verilmeye başlandı. İşte bundan sonra hak sahiplerini büyük bir sürpriz bekliyordu.

 

İkizce birinci bölüm ile ikinci bölümün; birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü etapları arasında dağlar kadar fark vardı. Özellikle ikinci bölümün üçüncü ve dördüncü etap konutları adeta dağ başına, zirvelere yapılmıştı. Şimdiden araçla inip çıkmak sorun. Kış şartlarında buralarda yaşam nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?

 

Yer seçimi yapılırken hiç aklıselim bir yaklaşım gösterilmedi mi? Bu memleketin siyasileri, belediye başkanları, vekilleri hiç mi gidip mahallini görmedi?

 

Şimdiden AFAD konut hakkından feragat edenlerle dolup taşıyor. Bu iş için AFAD’da özel masa bile var. Ucuz bir savunma olarak “yer beğendiremiyoruz” denilecek. İyi de kardeşim, bu evler babanızın malı değil; bedavaya vermiyorsunuz. Vatandaş borçlanacak, devlete maliyeti olacak. Daha iyi şartlarda konut yapma koşullarını oluşturmak kimin görevi?

 

Şehre en az 30 km uzakta, dağın tepesinde, iç içe yapılmış binaları neden oraya yaptınız? O arazi nereden çıktı? Çok mu aradınız? Neden tercih edildi? Şimdiden boş kalan binalar var. Taşınan birkaç aileden çoğu Suriyeli ve Afganlı. Onlar da şikâyetçi, ilk fırsatta terk edeceklerini söylüyorlar. Mutlak suretle bu binaların çok büyük kısmı ileride boş kalacak, harabeye dönecek. Bu, milli servetin heder edilmesi değil de nedir? Bu binalar özellikle yabancı uyruklular otursun diye mi yapıldı. Şehir merkezinde evi yıkılan depremzedelere neden dağbaşı reva görüldü.

 

Yer mi yoktu? Örneğin Şoför Okulu arazisi ya da en azından Ankara Asfaltı istikametinde, dağa çıkmadan; ya da Sivas yolu üzerinde, Havaalanı istikametinde yapılmaz mıydı? Pek tabii yapılırdı, hem de en uygun şekilde.

 

Diğer bir husus da binaların numaralandırılmasındaki karmaşa. Birilerine “bunları karıştır” deseniz bu kadarını yapamaz. Örneğin cadde üzerinde 13 ve 14 var, sağında solunda 15 olması gerekirken 15 numara 500 metre arkada. Ara ki bulasın! Hayret ki hayret.

 

Kısaca; devletin en üst kademesi istediği kadar çırpınsın, istediği kadar “benim milletim, vatandaşım” desin, aşağıdakilerin umurunda mı? Onlar kısır döngü içinde, vizyon ve misyondan uzak davranırlarsa sonuç işte böyle kocaman bir sıfır olur.

 

Yazık ki yazık... Bunca ümitlerin heder edilmesine, geleceğin yok edilmesine, milli servetin çarçur edilmesine. Varsın bu çorbada tuzu olanlar vicdan muhasebesini yapsın, ömür boyu bu vebalin altında inlesinler. Yapılan binalar çürümeye terk edilsin. Toprağın üstü gibi altı da var, bekleyelim görelim.

 

Yazık Malatya’mıza, yazık geleceğimize… Söz sahibi olanların bunca duyarsızlığına… Biz ise hâlâ depremde vefat edenleri İslami kurallara göre defnetmekle övünmeye devam edelim!

 

Günün Diğer Haberleri